İrşad Kutbu Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri'nin Büyüklüğü

 

Zikri ve o zikr deryasına dalanların yüksek derecelerini beyan eder...

 

MEKTUBAT HAKKINDA KENDİSİNİN BUYURDUĞUNU BİZ ONUN İSMİ VE BEYANI İÇİN KULLANARAK BEREKETLENELİM. 

TASAVVUF BAHÇELERİ ESERİNDEN İLGİLİ KISIMLA SİZLERİ BAŞ BAŞA BIRAKALIM:

 

«— Zikir ve zikrin tesiri bir denizdir. 

Bir deniz ki, kimse dibine varamamıştır. 

Dalgalı bir derya ki, dünya onun tek dalgasını görmüyor... 

Dünyayı kavrayan bir okyanus ki, onu kuşatmaya kâinatın gücü yetmez.

Nihayetine kimsenin erişemeyeceği bir âlem... 

Her zerreye nüfuz etmiş, sızmış, sahilsiz bir umman... 

Zikir, zikredenlerin kalblerinde doğan bir hal ki, 

söylemesi, yazması, bildirmesi imkânsız...

Allahı bilen kimsenin, dili söylemez olur; kelime bulamaz ki, anlatabilsin...

Şaşırır kalır; dünyadan ve insanlardan haberi olmaz. 

Zikredilen Allah olduğu gibi, zikreden de ancak O'dur. 

Kendini, yine ancak kendisi zikredebilir... 

Mahlûkların, onu zikredebilmek haddine mi düşmüş ?.. 

Ancak îlâhî sıfatlariyle sıfatlanması için yarattığı insana

kendisini zikretmesini emretmiştir ki, 

herkes, yaradılışındaki kabiliyeti derecesinde o nihayetsiz, dalgalı denizden 

bir şeyler, bir teselli bulsun, rahata kavuşsun : 

Veyselkarânî, o deryanın bir damlasiyle teselli buldu.

Cüneydî Bağdadî, o denizden bir avuç suyla doymuş kanmıştır. 

Abdülkadir (Geylânî), o denizin ancak kenarına varabilmiştir.

Muhiddin (Arabî) ise diplerden çıkarılmış bir cevherle övünür. 

İmam-ı Rabbânî o denizden büyük pay almıştır. »

*

ONLAR Kİ :

Veysel Karanî ki, direk Kainatın Efendisi Aleyhisselam tarafından yetiştiştirilmiştir. Üveysiliğin pirî olmuştur.

Cüneydî Bağdadî ki, bu tasavvuf yolunu dünya aleminde ilk anan ve ismini koyan büyüktür.

Abdülkadir-î Geylânî ki, güneşi kıyamete kadar batmayacak ve feyzin herkese kendisinin vesilesi ile gelmekte olduğu büyüktür.

Muhyiddinî Arabî ki, kaşifler sultanı, sırlar deryası, kerametleri sayıya sığmaz büyüktür.

Imam-ı Rabbanî ki, ikinci binin yenileyicisi; büyüklüğünü ve eserini anlamaktan ve övmekten alemin aciz olduğu!

BÖYLE BÜYÜKLER.

*

Zikr hakkında şu yüksek sözleri söyleyebilen o büyük zat-ı muhterem, 

mürşid-i kamil-i mükemmil hangi makamda olmalı ki, 

şu ismi sayılan büyük meşayıhların derecelerini bir lütuf olarak bizlere haber vermektedir. 

Hamdolsun... Bunu duyduk ve duymakla bereketleniyoruz. 

Onu anlayabilecek insan elan yeryüzünde mevcut değildir, yeminle... 

*

ANCAK MEKTUBAT HAKKINDA KENDİLERİ BEREKETLENMEK İÇİN OKUYORUZ BUYURAN

BU BÜYÜK MÜRŞİDİN İSMİ VE SÖZÜ ASLINDA BİZLER İÇİN BİR BEREKETTİR:

Asrın İmamı, mürşid-i kâmil-î mükemmil Esseyyid Abdülhakîm Arvasî (Üçışık) kuddîse sirruh...

*

Bu büyükleri sıralayıp makamlarından bizleri haberdar eden ve zikir deryası ile münasebetlerini anlayamayacağımız bir yükseklikte  kelimelere emanet eden bu zatın, Arvasîzade Esseyyid Abdülhakim hazretlerinin makamını hangi akıl tahayyül edebilir? Edebilir mi? Edemez!.. 

Diller bunu beyandan acizdir. Ve anlayıp anlatabilecek bir kul dünya yüzünde kalkmamıştır Allahu âlem... Allah sırrını artırsın.

*

İşte bu eazm meşayıhı tariflere sığdırabilen asrımızın kutbunun derece ve yüksekliğini anlatacak ve idrak edecek bir kişi mevcut değildir. Sırrı ahirete kalmıştır. 

Ne eski meşâyıhtan böyle bir beyanı duyan ve aktaran oldu, ne de bundan sonra kelâm bu yüksekliğe çıkabilir.

Sırrını anlayacağın kalmadığını ise her akıl, hakkı teslim ederek, nasipli ise manâsına ancak teslim olur.

Elden başkası gelmez. Tebarekallah...