Mektubu aslından okumak için resimlerin üzerine tıklayınız.

İnsanlığın ufkunu kaplayan zulmet, şirkin ve imansızlığın neticesidir...

 

Her neye koşuyorsanız sizi sürükleyen bir emel, bir ihtiyâr, bir îmân değil midir? Niçin o emeli Hakk’dan başkasında arıyorsunuz, niçin o îmânı Cenâb-ı Hakk’a hasr etmiyorsunuz. Niçin o ihtiyârı, bu îmâna ve bu îmânın muktezâsı olan a’mâle sarf etmiyorsunuz?

 

Hâkimiyyet-i Hakk’ı tanıdığınız, emânet ve emniyeti sû-i isti’mâl etmeyerek çalışdığınız zamân bilir misiniz, birbirinizi ne kadar sevecek, ne kadar râbıtalı, sevimli kardeşler olacaksınız. Bilir misiniz o sizin kardeşliğinizden Rahmet-i İlâhiyye neler yaratacaktır? Siz mükteseb olarak ne ni’met görmüşseniz; hep o îmân-ı Hakk’ın bahş etdiği kardeşliğin, o Râhimiyyet-i İlâhiyye’nin semeresi olarak görmüşsünüzdür.

 

Müktesebenizde ne felâket, ne mesâib görüyorsanız, bunları hep gayz ve nefretin, adâvet ve husûmetin semeresi olarak görüyorsunuz. Bunlar ise hukûku tanımamanın, zulüm ve gadre meyl etmenin semeresidir. Bu ise hukûku kendi mevzû’âtınız tanımanın, Hakk Teâlâ’ya rekâbet edebilecek şerîklere tâbi’ olmanın, hâsılı destur-u tevhîd ile yalnız Hakk Teâlâ’ya hasr-ı îmân etmemenin netîcesidir.

 

Hülâsâ ızrâbât-ı beşeriyyenin kâffesinin en mühim sebebi, Hakk’a karşı şirk ve müşriklikdir. Bütün ulûm ve fünûna rağmen âfâk-ı beşeri kaplamış olan zulmet, fesâd; hep o şirkin, o îmânsızlığın, o vahdetsizliğin, o muhabbetsizliğin netîcesidir. Beşeriyyet ne kadar uğraşırsa uğraşşın, sevib sevilmedikce ızdırâb ve felâketden kurtulamaz. Hakk’ı tanımadıkca, Hakk’ı sevmedikce, Hakk Teâlâ’yı hâkim-i yegâne bilmeyib O’na ubûdiyyet etmedikce beşeriyyetin birbirleriyle sevişmek ihtimâli yokdur.

 

Hakk’dan ve tarîk-i Hakk’dan mâ’adâ ne tasavvur edilse müteşettit ve müteferrikdir. Görmez misiniz; ibâdethâneye gidenler sevişir, meyhâneye gidenler döğüşür.

 

Zaheral fesâdü fi’l-berri ve’l-behri bimâ kesebet eydi’n-nâsi li yüzîkahüm ba’dallezî amilû leallehüm yerciûn.*

 

Hakk Teâla’dan başka neye gönül verseniz, neye perestiş etseniz; hepsinin zıddı, münazi’i ve mukâbili vardır. Onların hepsi de Hakk’ın yedd-i hâkimiyyetinde müsahhardır. Çünkü şerîki, nazîri, zıddı, misli, münazi’i, mukâbili mevcûd olmayan hâkim-i yegâne ancak Hakk Teâlâ’dır ve ancak O’nun mukâbili bâtıldır. Ma’dûm-u mahz mümteni’l-vücûddur. Hakk Teâlâ’dan başka her neye tâbi’ olur, her neyi ma’bûd ve mahbûb-u aksâ hâkim-i hakîkî tanırsanız biliniz ki onlar da sizinle berâber batmağa mahkûmdur.

 

Arvâsîzâde Abdülhakîm (Üçışık)

 

(Bu metin, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî (Üçışık) Hazretleri tarafından yazılan bir mektuptan iktibâs edilmiştir.)

 

* Rûm [30] Suresi, 41. âyet-i kerîme.